Haber

Faik Öztrak: 21 yıldır ülkenin başında, şimdi çıktı, sıkılmadan ‘Bana bir yıl daha iş verin’ diyerek kendini üzmeye çalışıyor.

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, Kahramanmaraş’ta 10 ilde büyük yıkıma ve can kaybına neden olan depremler için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı eleştirdi. Öztrak, “Yüreği betonlaşan Erdoğan bir an önce acının üzerine beton dökmeye hazırlanıyor. 21 yıldır ülkenin başındaydı, şimdi ‘verin’ diyerek kendine acımaya çalışıyor. 20 yıldır aynı yönetici apartmanınızı yönetiyor. 20 yıldır ‘asansör bozuk’ diyerek bütün apartmandan para topluyor ama bir türlü alamıyor. asansör tamir edildi bir gün asansörün halatı koptu içeridekiler hayatını kaybediyor ben asansörü tamir ettireceğim diyor milletim ne cevap vereceksin hadi çık oradan artık erdoğan dedi.

Faik Öztrak bugün CHP Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Öztrak dedi ki:

“ACIMIZ BÜYÜK: Bugün travmanın 19. günü. Şu ana kadar 43 bin 556 vatandaşımızı kaybettik. Vücudumuzun gerçek sayısını hala bilmiyoruz. Acımız, kederimiz büyük. Ruhumuz yaralı, yüreğimiz bir ateş yeri. Gönüllerdeki bu ateş kolay kolay kül olmayacak. Hayatını kaybeden hemşerilerimize bir kez daha Allah’tan rahmet diliyoruz. Yaralı vatandaşlarımıza acil şifalar diliyoruz. Tüm milletimizin başı sağolsun. Bu deprem felaketi milletimizin büyük bir millet olduğunu bir kez daha göstermiştir. Halkımızın karakteri asildir. Felaketi duyar duymaz çıplak elleri ve tırnaklarıyla enkaza koşan, taşları kaldıran binlerce gönüllüye ve aslan modül gençlerimize minnettarız. Bölgeye yeniden yardım için yarışan sivil toplum kuruluşlarına, devlet kurumlarımızın uyumayı unutan özverili çalışanlarına ve tabii ki güvenlik güçlerimize minnettarız. Ülkemize istisnasız arama kurtarma ekipleri gönderen isimlerini tek tek sayamadığımız 88 ülkeye bir kez daha şükranlarımızı sunuyoruz. Her zamanki acılarımızdan komşumuzun acısını paylaşma fırsatı bulamadık. Deprem bizimle birlikte Suriye Arap Cumhuriyeti’ni de vurdu. Dün Cumhurbaşkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a taziye mektubu göndererek Suriye halkının acısını paylaştı. Uzun zamandır bir gerçeği vurguluyoruz.

2020 YILINDA COVİD ÇIKTISINDA İZLEDİK; SARAY HÜKÜMETİNİN İLK İŞİ MİLLETE IBAN NUMARASI VERMEK OLDU: Türkiye’miz acayip bir tek adam yönetimine geçtiğimiz 2018’den bu yana iç içe iki büyük kriz yaşıyor. Bir yanda devletteki idari bunalım, diğer yanda ekonomik kriz milletimize ağır bir bedel ödetmiştir. 2018 yılından bu yana yaşanan her üzücü olayda devlet yönetimindeki zafiyet kendini daha da fazla gösteriyor. Milletimizin canına, malına mal oluyor. ekonomi Yönetimindeki zaaflar ve hatalar, milletimizin cüzdanını, tenceresini mutfakta boşaltıyor. 2020 yılındaki Covid salgınında gördük; Saray hükümetinin ilk işi millete IBAN numarası tahsis etmek oldu ama aynı idare milletimize 5 maskeyi bedava dağıtamadı. Binlerce insanımızı kaybettik. Peki ne yaptılar? Ölüm istatistiklerini milletten sakladılar. Düne kadar bu istatistikleri açıklamadılar. Milletimiz depremin acısıyla boğuşurken dün 2020 ve 2021 yıllarında 87 bin 334 vatandaşımızı salgında kaybettiğimizi açıkladılar. Bu, Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı ölüm sayısından 5 bin daha fazla.

DEPREMİN 19. GÜNÜ VE DEPREM BÖLGESİNDE BAZI YERLERDE HALA ÇADIR, TUVALET, BANYO YOK: Çukurova’da ‘acıyı acıyla yığmak’ diye bir tabir vardır. Salgın döneminde millete IBAN numarası gönderenler, depremin acısıyla salgının acısını üst üste bindirmeye çalıştı. Yine 2021 yazında Batı Karadeniz sular altında kaldı. Onlarca insanımız selde boğuldu. Selden birkaç gün önce Somali’ye 30 milyon dolar bağışta bulunan Erdoğan, selden sonra yine milletimize IBAN gönderdi. Sırtlarına bakarsan hac farz olmuştur, ama yaptıklarına bakarsan zekata muhtaçtırlar. 2021 yazında bu kez güneyimizde ormanlarımız yandı. Hemşerilerimiz orman yangınlarına çıplak elleriyle müdahale etti. Ankara’da uçan sarayları olan kibir abidesi yangını söndürmek için uçak uçuramadı ve 6 Şubat’ta yaşadığımız deprem felaketlerinde 11 ilimiz yerle bir oldu. Milletimiz harabeye dönmüştü. 43 bin 556 canımızı kaybettik. Yüzbinlerce vatandaşımız evsiz, evsiz kaldı. Kendi zevkleri için ‘İtibar kurtarılmaz’ diyerek Beştepe, Ahlat, Marmaris ve İstanbul’da saray toplayanların afet anında dağıtılacak çadır stoğu olmadığı anlaşıldı. Bugün depremin 19. günü ve deprem bölgesinde hala bazı yerlerde çadır, tuvalet, banyo yok.

20 YILDIR ÜLKEYİ YÖNETENLER, MİLLETİMİZİ ŞEHİRLERDE İNANÇLA YAŞAMAKTAN AYIRDILAR: Enkaz altından çıkanların cenazesi için kefen bulamayanlar, milletin geçimi için çadır da bulamadı. Daha birkaç hafta önce ‘Türkiye’nin yüzyılı’ diyenler beceriksizlikleri, beceriksizlikleri, beceriksizlikleri ve kibirleri ile ülkemize ‘yüzyılın felaketi’ni yaşattı. Türkiye’yi şantiyeye çevirmekle övünen bu miyop, vasıfsız, kendini beğenmiş insanların elinde koca bir cenaze evine dönüştü Türkiye’miz. Bir devletin prestiji, yöneticilerinin, saraylarının, uçaklarının, binlerce savunmasının, araç konvoylarının zenginliği ile değil, halkına ve insan hayatına verdiği bedelle ölçülür. Çünkü insan yaşarsa devlet de yaşar. 20 yıl ülkeyi yönetenler, milletimizi dini şehirlerde yaşatamadı. İnsanların tüm birikimlerini verip satın aldığı konutlar vatandaşlarımıza mezar oldu.

“Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın.” Bu ülkede on binlerce insanı kimliksiz, kefensiz toprağa verdik. Battaniyelere, yemlere ve çöp poşetlerine sarılmış cansız bedenler yerle buluştu. 20 yıllık bir yönetim son kez milletimizi iyi değerlendirdi. ‘İtibar kurtarılmaz’ diyen, deprem hazırlığı yapmayan, yaşadığımız şehirlerin güvenliğini sağlamayan, evlerimizi sağlamlaştırmayan bu sorumsuz hükümet yüzünden onbinlerce vatandaşımız. depreme, eşi benzeri olmayan imkanlarını kentsel dönüşüme değil, rant ve gösterişe harcıyor, oy toplamak için af çıkarıyor. hayatını kaybetti. Yakın çevredeki iş insanlarını ve müteahhitleri kontrol etmeyip, kayırarak, rant içinde boğarak kendi servetini yaratma stratejisi nedeniyle onbinlerce vatandaşımız hayatını kaybetti. İşte olanlar.

ADIYAMAN’DA AK PARTİ’NİN SAHİP AİLESİ BİLİNİYOR: Adıyaman’daki otel ilk olarak apartman olarak yapılmıştır. Kaba inşaat bittikten sonra inşaat durdu; 10 yıl karda, yağmurda, güneşte yarı yapılı beklemiş. Sonra bu kaba inşaatı satın alan aile, çürümüş binayı süsleyip, yanmış bir otel yaptırmış. Bina yapı denetiminden geçmedi, mühürlendi. Sonra ne olduysa birileri devreye girdi, otel hizmete açıldı. Otelin sahibi olan aile, Adıyaman’da AK Parti’ye yakınlığıyla biliniyor. Sahiplerinden biri önceki dönemde AK Parti Adıyaman Belediye Meclis üyesidir. Bir diğeri ise Erdoğan Ailesi’nin sahibi olduğu TÜGVA’da Adıyaman Yüksek İstişare Konseyi üyesi. Çözüm; Yıkılan binada voleybol turnuvası için Kıbrıs’tan gelen ortaokul öğrencileri, aileler, öğretmenler; 65 kişi hayatını kaybetti. Burada açıkça ifade ediyoruz. CHP, hayatını kaybeden ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden gelen evlatlarımızın haklarını savunmaya devam edecektir. Yine bir başka AK Parti Kent Konseyi üyesinin müteahhidi olduğu Gaziantep Nurdağı’ndaki binalar depremde yıkıldı. Bu parti müteahhidi, belediye meclisine seçilmeden önce AK Partili Belediye Başkanı’nın yakınlarıyla birlikte Nurdağı’nda lüks siteler yaptı. Bu kişi sadece belediye meclis üyesi değil, aynı zamanda imar komisyonu başkanıdır. Yani kuzu kurda emanet edilmiştir. Çözüm; Bu müteahhit tarafından yapılan birçok site depremde yıkıldı. Yüzlerce vatandaşımız beton yığınları altında yaşamını yitirdi. Bu AK Partili müteahhit şimdi yok, kaçtı. Erdoğan’a bu kaçan müteahhit sorulur ve Erdoğan da sorudan kaçınır. Bu ülkede tasfiye etmemiz gereken çürümüş zihniyet budur. Siyaset ve zenginleşme makam ve makam için değil, millete hizmet için yapılmalıdır. Ancak 20 yıldır siyaset-inşaat-kira üçgeninde siyasetini finanse eden bir zihniyet bunları anlayamaz, kavrayamaz.

ÜLKEMİZ ACILAR İÇİNDE DOLUK OLDUĞUNDA, ONLAR MAKAMLARDAN VE Mevkilerden Tatmin Edemiyorlar : Sarayın ‘liyakat’ yerine ‘vefa’ dediği anlayışı sonucunda onbinlerce vatandaşımız hayatını kaybetti çünkü gerçekler doğru düzgün bir afet müdahale planı yapamadı, ancak ülkemizi bir harabeye çeviren saray cemiyeti. cenaze evi, hala merdiveni kovalıyor. Ülkemiz acılara boğulmuşken onlar makamlara, makamlara, üç beş maaşa doyamıyorlar. İşte son örnek Fatma Betül Sayan Kaya’nın ağabeyinin atanma kararı. Eski Aile Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, ailesine bakmaya devam ediyor. Bakanın ablası Dışişleri Bakanlığı Bilgi Teknolojileri Genel Müdürlüğü’ne genel müdür olarak atandı. Ülkede ne kadar mevzi olursa olsun Sayan kardeşlerin emrindeler.

Yine bir aile ödevi; Nükleer Düzenleme Kurulu üyeliğine atamadır. Eski AK Parti milletvekilinin oğlu Nükleer Düzenleme Kurulu’na atanır. Halkın başı dertteyken, başı dertte. Ve tüm bunlar olurken, deprem bölgesine devletin atadığı koordinatör vali, ‘Bütün memur ve emekçilerin bir aylık maaşı almasın, devlete bağışlasın’ diyerek memur ve işçilere hakaretler yağdırıyor. Ne diyelim? Allah akıl versin onlara.

YAŞADIĞIMIZ ‘YÜZYIL FELAKETİ’ DEĞİL, ‘YÜZYILIN KATLİAMI’: Mahkemenin tembelliği, vurdumduymazlığı, görev ihmali, görev ihmali nedeniyle onbinlerce vatandaşımız hayatını kaybetmiş, evsiz kalmıştır. Günlerce bu kürsüden belge üstüne belge anlattık. Bilim adamları uyardı. Devletin dürüst bürokratları uyardı. Sivil toplum kuruluşları uyardı. ‘Burada çok büyük deprem olacak önleminizi alın’ dedi. Böylece bu felaket çığlık çığlığa geldi. Ama sarayın kibirlisi, kulağına yatmış, üç maymunu oynamış. Vatandaşımızın en temel hakkı olan ‘yaşama hakkı’nı kasten elimizden almıştır. 6 Şubat 2023 Pazartesi günü bu topraklarda faili ve kurbanı kamuoyuna açıklanan bir cinayet işlendi. Şimdi bu cinayetin failleri kendilerinden başka herkesi suçluyor. Suçlarını, kabahatlerini, sorumluluklarını ‘yüzyılın felaketi’ diyerek örtmeye çalışıyorlar. Yaşadığımız yüzyılın felaketi değil, yüzyılın ihmali, yüzyılın cinayeti, yüzyılın ihanetidir. Ancak şişkinlik onların en büyük sermayesidir.

Atama İçişleri Bakanı, depremin ilk günlerinde yönetimindeki AFAD ile ilgili şunları söyledi: “AFAD’ın toplam personel sayısı 7 bin 300. Takdir edilir ki 7 bin 300 çalışanla idare edilmesi mümkün değil. Bu büyük felaket veya Türkiye’deki herhangi bir felaket, herhangi bir felaket. Sonra İçişleri Bakanı geçirdiği sarsıntının şokunu atlattıktan hemen sonra atama geldi. ‘Türkiye çok uzun süre bu hazırlıkları yapmasaydı büyük bir kaosla karşı karşıya kalacaktı’ dedi. Bu sözlerden hangisi doğrudur? İnsanlar onun yaşadığına mı inanacaklar yoksa ona mı inanacaklar? Milletimiz 48 saat enkaz altında tek başına kaldı. ‘Nerde bu devlet’ feryatları tahta çıktı. Asker zamanında sahaya gönderilmedi. Madencilerimiz bölgeye hızlı hareket edemedi. Fay hattı üzerine yapılan yollar ve havalimanları çöktü. Bölgeye giriş engellendi. Bağlantının koptuğu bir sırada sosyal medyaya elektrik kesintisi uygulandı. Sahra hastanesi, mutfak ve çadırların en geç 6 saatte kurulduğunu daha önceki depremlerden biliyoruz. Yükleme başarısız. Enkaz başında yakınlarının feryatlarını duyan vatandaşlarımız günlerce arama kurtarma ekiplerinin gelmesini bekledi. Enkaza giden iş makineleri operatörler ile operatörler ise iş makineleri ile bir araya getirilemedi. En kritik altın saatler koordinasyonsuzluktan boşa gitti ve enkaz altında kalan insanlarımız ‘Sesimi duyan var mı?’ diye bağırarak can verdi.

EKŞİ KELAMLIK SORUNSUZ OLARAK ERİŞİME KAPALIDIR: Beyler hazırlıklı olmasaydı, kaos olurdu. Ne kaosu? Milletimize kıyameti getirdin. İlk gün kabul ettiğiniz gibi; Deneyimlerimiz, rastgele bir felaketi yönetmeye hazır olmadığınızı göstermiştir. Sonra ne yapacaksın? Kimse senin elini tutmuyor. İstifa mektubunu yazacaksın. Her zamanki saray rejimlerinde sistemin temel direkleri övünme, aldatma ve yasaklardır. Beceriksizliklerinin ortaya çıkmaması ve eleştiri yapılmaması gerektiğini söyleyerek sosyal medyayı kararttılar. Facebook’tan daha eski olan ve gençlerin bir araya geldiği Ekşi Sözlük sorgusuz sualsiz kapatıldı.

RTÜK’ÜN HUKUK DANIŞMANI SORUNLARI İLHAN TAŞÇI’NIN MUHALEFET ŞERHİ: Yetmedi, TELE 1’i RTÜK kararttı. Halk TV ve Fox TV’ye penaltı yağdı. Yetmedi, RTÜK hukuk müşaviri TELE 1 ile ilgili dosyayı mahkemeye gönderirken İlhan Taşçı’nın muhalefet şerhini de gönderdi. Kayıp belgeyi mahkemeye gönderdi. Bu hukuk müşaviri derhal görevden alınmalıdır. Baroları da bu hukuk müşaviri ile ilgili göreve davet ediyoruz. Ama ne yaparlarsa yapsınlar gerçeklerin ortaya çıkma gibi güzel bir huyu vardır.

HÜKÜMETİN BU KADAR YARALANMIŞ OLDUĞUNU DÜŞÜNMEK İSTEMİYORUZ: Dün gazeteci Barış Terkoğlu da yazdı. Bakanlık şimdiye kadar yalanlamadı. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü depremin ardından muhataplarına aşağıdaki resmi yazıyı gönderdi. Deprem sabah 4:17’de oldu. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, arama-kurtarma ve yardım çalışmalarına destek amacıyla ülkedeki firmalardan deprem akşamı gün sonuna kadar uçaklarının durumunu bildirmelerini istiyor. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nün yazdığı yazıdan da o dönemde Adıyaman’daki depremden devletin haberi olmadığını görüyoruz. Gönderilen resmi yazıda depremin vurduğu iller arasında Adıyaman’ın adı bile geçmiyor. Adıyaman halkı ‘depremde yalnız kaldık’ derken şu anda mı? Bu beyin sarsıntısı hazırlığı nasıl? Hazırlık dediğin bu mu? Hazırlık depremden sonra değil, depremden önce yapılır. Şirketlerin kaç tane sabit kanatlı ve hareketli kanatlı uçağı var? Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nde bunların bir kütüğü ve listesi nasıl olmaz? Biz yine de devletin bu kadar aciz olduğunu düşünmek istemiyoruz. Mutlaka bir açıklama bekliyoruz ama atalarımız ne demiş? “Ön tekerlek nereye giderse, sonraki tekerlek oraya gider.”

BU MİLLETE KARŞI AZ SORUMLULUĞUNUZ VARSA SÖYLEMEYİN, İSTİFA OLUN: Önce sarayın küstah başkanı Erdoğan çıktı ve ‘Deprem için bu bir şans planı’ dedi. Sorumluluğu Yüce Allah’a havale etmeye çalıştı. Tedbir almayan, tevekküle sığınmaya çalıştı. Olmadı, sonra milleti not almaya çalıştı. Ancak devleti yönetmek için iktidara getirilenler milleti dikkate alamazlar. Çünkü millet patrondur, işverendir. Gerçek insanlar ‘Devleti 5 yıl yönetin’ diyerek işlerine not veriyorlar. Sandıkta elindeki taslağı koyar. Ancak sarayın kibirlisi o kadar perişan olmuştu ki meseleyi millete karşı küfür noktasına kadar götürdü. Bununla da yetinmemiş, nihayet sorumluluğu millete bırakmıştır. Şu cümleye bir bakın; ‘Vatandaşlarıma söylüyorum, bize yeni bedeller ödetmeyin. Bu kentsel dönüşümü yapmamız lazım’ dedi. Kentsel dönüşümü verimsiz bir dönüşüme çeviren sizlersiniz. Millete sağlam evler yaptırmak yerine yandaşlara rant yaratma peşinde koştunuz. Şimdi yanlış mı arkadaşlar? Ortada 43 bin 556 cenazemiz var. Annesiz kalan evlatlarımız var, evlatsız kalan anneler ve babalar var. Yüz binin üzerinde yaralımız var. Ama tek bir istifa yok. Bunun yerine millete yönelik bolca tehditler, hakaretler ve küfürler var. Söze karşı küfür acizliktir. Kâfirin söyleyecek sözü yoktur ve testisindeki ne varsa dışarı sızar. Tarihin kürsüsünden yaşadıklarımıza bakıyoruz ve inkar edenlerde zalimlerin telaşını görüyoruz. Kâfirlere söyleyeceğimiz bellidir. ‘Yemin etme, istifa et.’ Bu millete karşı bir sorumluluk duygunuz varsa yemin etmeyin, istifa edin. Aslında milletimiz soruşturma uğruna sizi sandıkta görevden alacaktır. Seni eksiksiz olarak evine gönderecek. Bu ülkede Erdoğan Şahıs Rejimi iflas etmiştir. Erdoğan dönemi bitti. 20 yıllık santrali bu şokla enkaz altında kaldı. Bu siyasi enkaz sandıkta kaldırılacak ve atılacaktır. Bu gücü değiştirmek kolaydır, ancak güç zihniyeti değiştirmektir.

SİYASET-İNŞAAT-RANT ŞEYTAN ÜÇGENİNİ KIRACAĞIZ: Coğrafya kader ise bu talihe teslim bayrağını çekmeyeceğiz. Vatandaşlarımızı bu kadere teslim etmemek için aklın ve bilimin gerektirdiği her türlü tedbiri alacağız. Kültür ve estetiğimizi akılla, bilimle, liyakatle birleştireceğiz. Coğrafyamızın gerçekleriyle uyumlu, hem keyifli hem de inançlı şehirler inşa edeceğiz. Depreme dayanıklı binalar yapacağız. Deprem anında ve sonrasında kimseden izin, onay ve talimat beklemeden hemen harekete geçebilmek için hangi kurumların neyi, nasıl ve ne zaman yapacağını önceden belirleyen protokoller hazırlayacağız. Kısa vadeliciliği, rant hırsını bu topraklarda bitireceğiz. Siyaset-inşaat-kira şeytan üçgenini kıracağız. Bu şeytan üçgenine daha fazla kurban vermeyeceğiz.

DEPREMİN TOPLAM MALİYETİ 100 MİLYAR DOLARI AŞTI: Yaşadığımız deprem felaketinde insani kayıplarımız kadar maddi kayıplarımız da büyük. Ancak dün gördük ki Merkez Bankası faizi yüzde 9’dan yüzde 8’e indirirken depremin olası ekonomik etkilerini hafife alıyor. Deprem, kısa vadede ekonomik aktiviteyi olumsuz etkilese de orta vadede ekonomik performans üzerinde kalıcı bir etki yaratmayacaktır. Allah onlara verdiği hikmeti bir günlüğüne verse de ne diyeceğiz, en azından bir gece rahat uyuyabilsek. Milli gelir, işgücü kaybı, sermaye stokunda kayıplar, kayıp sığır, araba, mobilya-ev eşyası gibi kayıplar; Hepsini bir araya getirdiğimizde beyin sarsıntısının ekonomik maliyeti 75 ila 85 milyar dolar civarında. Buna depremde kaybettiğimiz insan kaynağımızı ve değerli beşeri sermayemizi de eklersek depremin toplam maliyeti 100 milyar doları aşıyor. Bunlar bizim ilk bulgularımız. Ama hiçbir vatandaşımız paniğe kapılmasın. Elbette beyin sarsıntısında kaybolan ruhları geri getiremeyiz. Artık sayılı günler kaldı, vatandaşlarımız bu depremde ne kadar malını kaybetti; Evinden otomobiline, ev eşyalarından enkaz altında kalan alyansına kadar kaybettiği her şeyi yerine koyacağız. Bölgede tarımı, sanayiyi, turizmi, hizmetleri, kısacası toplam üretimi canlandıracağız. Kimseyi aç bırakmayacağız. Seçimden hemen sonra deprem bölgesine yönelik kapsamlı bir bölgesel kalkınma stratejisini hayata geçireceğiz. Başta Hatay olmak üzere bölgenin demografik yapısının değişmesine asla izin vermeyeceğiz.

ÖNCE RANT DEĞİL, ÖNCE MİLLET DİYEBİLİR MİSİN: Millet İttifakı olarak artık hazırız. İşte Ortak Politikalar Mutabakat Zaptı. Erdoğan da bu metni kırparak kopyalamaya başladı. ‘Şehircilik ve Afet Bakanlığı’ kuracağımızı deprem felaketinden bir hafta önce bu belge ile duyurmuştuk. Şimdi Erdoğan’ın da Afet Bakanlığı kurmayı düşündüğünü öğreniyoruz. Kurduğunuz Afet Bakanlığı ne olacak? Bu programla getirdiğimiz zihniyet değişimini fark edebilecek misiniz? Önce rant değil millet diyebilir misiniz? Zulüm değil de bilim mi dersiniz? Ben değil, biz diyebilir misin?

İSTANBUL SALGINA KARŞI ‘LIFE İSTANBUL PROJESİ’Nİ BAŞLATACAĞIZ: Her zaman deriz ki; Çoklu organ yetmezliği ile sakat kalan saray hükümetinin beyin ölümü şimdi gerçekleşti. Ülkeyi yönetme yetkisi ve yetkisi yoktur. Bizden kopya çekerek ömürlerini uzatamazlar. ‘Bad-el Harab-ül Basra’, yani Basra harap olduktan sonra geçmiş olsun. Millet İttifakı olarak sadece Çevre ve Afet Bakanlığı kurmayacağız. Deprem ve doğal afet riskinin yüksek olduğu tüm illerimizde güçlendirme ve yeniden yapım projelerine hız vereceğiz. Deprem riski taşıyan binalarda; Okul, hastane ve sosyal hizmet binaları başta olmak üzere depreme karşı güçlendirme çalışmalarına hız vereceğiz. Deprem bölgelerinde mikro planlar yapıp, zemin etüt sonuçlarına göre imar planlarını revize edeceğiz. Fay sınırlarındaki tüm yerleşim birimlerinde yapı stokunun risk analizini hızlıca tamamlayacağız. Deprem bölgelerinde ‘deprem raporu’ olmayan yapılar için deprem raporu hazırlatacağız. Deprem tehdidi altındaki bölgelerde acilen yeterli toplanma alanları oluşturacağız. Bu alanların imara açılmamasını sağlayacağız. İstanbul depremine karşı riski azaltmayı hedefleyen ‘Yaşam İstanbul Projesi’ni hayata geçireceğiz. Afet risk azaltma politikası kapsamında ‘Mekansal Acil Durum Planları’ hazırlayacağız. Riskleri azaltmak amacıyla belediyelerle birlikte önleme planlarını hazırlayacağız. Bu ülkede bir daha böyle felaketler ve derin acılar yaşanmasın diye hazırlıklarımızı yaptık. Milletimizin canına, malına mal olan bu canavarca rejimden ülkemizi kurtaracak büyük bir zihniyet devrimini gerçekleştirmeye hazırız.

ŞİMDİ 21 YILDIR ÜLKEYE YÖN VERİYOR VE SIKILMADAN ‘BANA 1 YIL DAHA YER VERİN’ DEMEK KENDİNİ ÜZMEYE ÇALIŞIYOR: Yüreği beton olan Erdoğan, bir an önce acının üzerine beton dökmeye hazırlanıyor. 21 yıldır ülkenin başında, şimdi çıktı ve sıkılmadan ‘bana bir yıl daha görev verin’ diyerek kendine acımaya çalışıyor. Testte hata yok. Aynı yönetici 20 yıldır dairenizi yönetiyor. 20 yıldır ‘Asansör bozuk’ diyerek bütün apartmandan para topluyor ama asansörü bir türlü tamir ettiremiyor ve bir gün asansörün halatı kopuyor. İçindekiler ölüyor. Müdür kaybolanların hesabını vermek yerine ‘Bana bir yıl daha verin yemin ederim asansörü tamir ettireceğim’ diyor. Ne cevap vereceksin aziz milletim? Çık oradan. Şimdi git buradan Erdoğan.”

RTÜK’ün TELE 1 televizyonuna uyguladığı 3 günlük ekran karartması ile ilgili soruya Faik Öztrak şöyle yanıt verdi:

“Bu yönetim, muhalif televizyonların sorumlulukları ortaya çıkmasın, hataları konuşulmasın, istedikleri gibi özgürce algı yönetimi yapsınlar diye hep RTÜK’ün sopasını sallıyor. Biz her zaman özgür medyadan yanayız. Görüyoruz. özgür medya, demokrasinin ve yönetenlerin ulus tarafından denetiminin garantisidir.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu